
1-Paolo Maldini
2-Lionel Messi
3-Kaka Leite
The Independent gazetesine verdiği röportajda, şuan kendi takımı dışında futbol oynamakta olan en iyi üç oyuncuyu böyle belirtmiş "Sir" Alex Ferguson.

Chelsea, çok büyük beklentilerle izlediğimiz, Nou Camp'ta 100.000 kişinin, televizyonları başında da onmilyonların büyük beklentilerle izlediği maçta, Barcelona'ya gol izni vermedi ve rövanş için avantaj yakaladı. Özellikle Bosingwa bence sahanın en iyisiydi ve Messi'yi sahadan sildi desek yeridir. Üstelik hayatında belki de ilk kez sol bekte oynamasına rağmen...
ilk şutu olan pozisyonda- karşı karşıya kaldığı pozisyonda topu Valdes'in kucağına attı. İkinci yarıdaysa, Barca'nın -sağ bekteki Dani Alves'in aslında sağ kanat olduğunu hatırlamasıyla- ataklarını izledik. Guardiola'nın ilginç bir şekilde Henry ve Eto'o'yu çıkarmasına rağmen onların yerine giren Krkic ve Hleb öyle pozisyonlar yakaladılar ki, skor az daha 2-0 olabilirdi. Çoğu kişinin beklentisinin altında kalan maç, Londra için yine de bizi ümitlendirmedi değil. Oradaki sahada bu iki takımı izlemek çok daha keyifli olacak... 

Ultraslan Grubu, yayınladığı bildiriyle yeni sezonda Kapalı Tribünü'nden Eski Açık Tribünü'ne -kendileri Alparslan Dikmen tribünü olarak adlandırıyorlar- taşınmaya karar verdiğini açıkladı. Böylece tezahüratların daha koordineli ve rakip takımı yıldırıcı etki yapacağının altını çizdi. Gerçekten de, Ali Sami Yen Stadı'nın Kapalı Tribünü'yle Eski Açık arasında -ki en fazla desteği sağlayan iki tribündür- tezahüratlar esnasında daima bir uyumsuzluk meydana geliyordu. Böylelikle Ultraslan üyeleri, Ali Sami Yen'in en iyi maç izlenebilecek yerini bırakıp, taraftarlık ruhuyla hareket ederek, GS taraftarları arasındaki yerini sağlamlaştırdı.
Real Madrid'in savunma oyuncusu Pepe'nin, Getafe maçında savurduğu tekmeleri anlatmıştık. Pepe olayın ertesinde Marca gazetesine şu açıklamayı yaptı: "Olay anının görüntülerini tekrar izledim ve kendimi tanıyam
adım. Bir anlık kontrolümü kaybetmişim ve çıldırmışım. Fakat ben öyle biri değilim. Futbola tekrar dönme arzum yok. Şu an yaşadıklarım benim için en kötü ceza. Tekrar futbola dönme şansım olmadığını görürsem, başka bir şey yapmayı düşünürüm"
Dün yine şahane iki maç izledi futbolseverler. Biri, İngiltere'de maçlarında toplam 8 gol olmasını seven (bkz. Liverpool-Beşiktaş, Chelsea-Liverpool) Liverpool ile Arsenal arasında, diğeriyse Barca'ya karşı varını yoğunu ortaya koyan Real Madrid ile Getafe arasındaydı.
Geriyeyse Pepe'nin tekmelerinin vahşeti -çünkü bayağı öldüresiye savuruyor- ve teknik direktör Juande Ramos'un konuyla ilgili açıklamaları kaldı:
Malumunuz, Lyon üst üste 7 senedir Fransa Ligue 1 Şampiyonu oluyordu, ve bu bir rekordu. Bu seneye de aynı inançla girmişlerdi. Ancak; geçen sene şampiyonluğu sonuna kadar zorlayan Bordeaux, son yılların en iyi kadrosunu oluşturan efsane takım PSG, ve bizim çok yakından bildiğimiz fakat onların yeni yeni anladığı Erik Gerets faktörüne sahip Marsilya bu sene çok daha iyilerd
i. Nitekim, Fransa Ligi’nin 32. haftası geride kaldı ve lider Marsilya ile Lyon arasında 4 puan fark var. Henüz ligin bitmesine 6 hafta kalmasına rağmen umutlanmamak elimizde değil! Fransa’da tüm spor kamuoyu ittifak halinde Lyon’un şampiyon olmamasını istiyor, çünkü bu saltanat liglerinin prestijini Avrupa’da oldukça düşürdü. Lyon ile Marsilya’nın arasında bir de Bordeaux’nun olduğunu, ve 3. Lyon’un bu hafta 4.PSG ile oynayacağını hesaba katarsak, kim bilir belki de bu hafta Fransa’da Lyon hükümdarlığının biteceğini belgeleyen hafta olarak tarihe geçebilir. Tahminim; fikstür avantajına sahip Bordeaux’nun şampiyon olacağı yönünde… Tabii, Marsilya da unutulmamalı ancak; Lyon’un artık kesin olarak devre dışı kalma vakti geldi…
Yukarıdaki fotoğrafta, Liverpool şehrinin iki önemli futbolcusu bulunmakta. Fakat; biri Liverpool için canını dişine takarak oynarken, diğeri Liverpool’un ezeli rakibi Everton için top koşturmakta. Bu haftasonu; fotoğrafta hocanın sağında bulunan çocuk Tony Hibbert, küçüklüğünden beri aklında olan hayalini gerçekleştirmek için çıktı Manchester karşısına. Fotoğrafta yanında bulunan arkadaşı Steven Gerrard için şu yorumu yapmıştı maç öncesinde: "Steve kırmızıyı seçti ama bugün mavinin kazanması için dua edecek.”
Bu sitede, gerek yurtiçi gerekse yurtiçinden saptadığımız yıldız veya yıldız adaylarına da yer vereceğiz. Volkan Şen ise bu köşenin ilk konuğu. 1987 doğumlu oyuncuyu, önce Fenerbahçe maçında gördüm, bir şutu direkten döndü, aldığı her topla tehlike yarattı. Ardından, Galatasaray maçında canlı izleme olanağı buldum. Galatasaray’ın sol kanadını felç etti, muhteşem oynadı ve tribündeki herkesin “Kim bu adam?” diye sormasına neden oldu. Çok rahat adam geçiyor, attığı paslar da hep gitmesi gereken yerlere gidiyordu. Beşiktaş maçında da bu özelliğini sürdürdü. Biraz da, bencilliğinden ve kilolarından kurtulursa, sanırım büyük kulüpler peşinden çok koşacaktır.

Arjantin halkı, bilindiği üzere, ekonomik açıdan çok kötü durumdadır. Buna rağmen, “Superclasico”nun yani Boca-River derbisinin oynanacağı gün, tüm dertlerini, sorunlarını unutur ve ekran başına kilitlenirler. Halkın %75’i ya Boca Juniors’lıdır ya da “Milyonerler” olarak adlandırılan River Plate’li. Aralarında sadece yedi kilometre bulunan iki şehrin takımının bu rekabeti daha çok sosyal sınıf farklılıklarına dayanır. Az önce de belirttiğim gibi, River Plate “Milyonerler” olarak adlandırılır ve daha üst sınıfın tuttuğu takımdır. Tabii, Boca’lılara göre onlar yalnızca birer “tavuk”tur. Boca Juniors takımı ise işçilerin takımıdır. “Cenevizliler” olarak adlandırılmıştır, çünkü kurucuları Cenevizlilerdir. River taraftarları ise sarı ve laciverti aynı anda gördüğü anda “Leş Kokanlar!” diye bağırır. Bu da, Boca taraftarlarının ekonomik durumuyla alakalıdır.
Boca-River derbisi aynı zamanda Nike-Adidas, Coca-Cola-Pepsi arasındaki rekabete de sahne olur. Öyle ki, bir River taraftarının Nike marka ürün alması düşünülemez! The Observer gazetesi bu maçı “Dünya’nın görülmesi gereken 1 numaralı spor olayı” olarak tanımlamıştır. Aynı tarihte (1905) kurulan bu iki takımın süper mücadelesi “futbol asla sadece futbol değildir” dercesine oynanır her yıl La Bombanera (Boca Juniors’ın Stadı, “çikolata kutusu” anlamına gelir) ve El Monumental Stadyumlarında. İki takım bu büyük maça bütün bir hafta boyunca, gerek basın gerekse taraftar tarafından adeta bir arenaya çıkar gibi hazırlanır.
lmadığını zaten anlayamadığım Bounanotte’yi oyuna aldı. Benden söylemesi, iki yıl içinde İspanya liginin iyi bir takımına gelecektir. Onun hızlandırdığı River takımı saldırmaya başladı. Ve futbolun bir başka güzelliği, “yıldızlar”ından biri sahne aldı bu şahane tiyatroda. “Marcelo Gallardo!” Bir frikiğin başına geçti, ve yapması gerekeni yaptı. Maç bu golle 1-1 sona ererken, Boca’dan Gaitan ve Palermo, River’dansa Bounanotte ve Gallardo öne çıkan futbolcular oldular.